Deutsch

MERAK ETTİKLERİNİZ / 

 

Meyve Suyu ile İlgili Sorular


Nektar ile %100 meyve suyu arasındaki fark nedir?

Meyve türevli içecekler, içerdikleri meyve oranına göre dört ana kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar meyveye yakınlık sıralarına göre meyve suyu, meyve nektarı, meyveli içecek ve aromalı içecektir.

Bunlardan meyve suyu tümüyle meyveden oluşan bir içecektir ve Türk Gıda Kodeksine göre meyve oranı %100'dür.

Her meyve %100 meyve suyu işlemeye uygun değildir. Portakal, elma, nar, armut vb meyveler doğrudan ya da tek başına %100 meyve suyu işlemeye uygun meyvelerdir. Ancak bazı meyve türleri, doğal yapılarından dolayı, tek başına %100 meyve suyu olarak üretilmeye ve tüketilmeye uygun değildir. Bu tür meyvelerin suyu; ya kayısı ve şeftalide olduğu gibi kıvamı koyu olduğundan ya da vişne, limonda olduğu gibi tadı çok ekşi olduğundan % 100 tüketime uygun değildir. Bunların belirli miktar su ile seyreltilmesi ve su ile bozulan tat dengesinin şeker vb. maddelerle yeniden kurulması zorunludur. Bu gruba meyve nektarı denilmektedir. Nektarlara eklenmesine izin verilen şekerin maksimum miktarı ve minimum meyve oranı yasal olarak Türk Gıda Kodeksi'nde belirlenmiştir. Bunların meyve oranı meyvesine göre değişmekle birlikte %25 ile 99 arasındadır. Örneğin; limon nektarında bu oran %25, vişne nektarında %35, kayısı nektarında %40, şeftali nektarında %50'dir. Bunların belirli oranda karışımı ile %100 çoklu meyve suyu da elde edilebilmektedir.

Meyveli içecek nedir?

Meyveli içeceklerde meyve oranı en az %10'dur. Bu ürünlerin meyve oranları genellikle %10 ile 25 arasında değişmek ile beraber, yeni ürün formülasyonları ile daha yüksek meyve içerikli olanları da pazara sunulmaktadır. Bunların meyve suyu ya da meyve nektarı olarak adlandırılması veya tanıtılması yanlıştır.

Meyvelerin tadı zaman zaman değişiyor bunun sebebi nedir?

Bunun sebebi meyvenin yetiştiği iklim ve toprağın farklı olmasından kaynaklanır.

İçerik bölümünde meyve oranları var. Bu oranlar neye göre belirleniyor?

İçeceklerin etiketinde yer alan meyve oranları, o içeceğin % kaçının meyveden geldiğini ifade etmektedir.

Meyvelerden nasıl konsantre üretiliyor?

Konsantreler, meyveler sıkıldıktan sonra elde edilen meyve suyu veya pürelerden besin değerini olabildiğince koruyarak suyun buharlaştırılarak belirli oranlarda uzaklaştırılmasıyla elde edilmektedir. Suyun buharlaşması, evaporatör denilen aygıtlarda düşük basınçta ve düşük sıcaklıkta gerçekleştiği için kalite maksimum düzeyde korunmaktadır.

% 100 Meyve Suyu içerik bilgilerinde "Su" eklendiği belirtiliyor. % 100 olarak neden adlandırılıyor?

Meyvelerin üretim ve hasat zamanı farklı olduğundan dolayı her mevsim bütün meyveler hazırda bulunmamaktadır; meyve suları da piyasanın ihtiyacına göre pazara sunulmakta ve teknoloji gereği bazı dönemler için meyve konsantreye işlenmek zorundadır. Tüketicilerin meyve suyu talebini yıl boyu arz edebilmek için meyve suları doğallığı korunarak suyu uçurularak konsantreye işlenmekte ve böylelikle bozulmadan sağlıklı olarak muhafaza edilmektedir. Konsantreden elde edilen meyve suyuna, meyve suyu konsantresi elde edilirken fiziksel yollar ile ayrılan miktarda, meyve suyunun kalitesini etkilemeyecek şekilde, özellikle duyusal, mikrobiyolojik ve kimyasal bakımdan uygun özelliklerde ve "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmeliğe" uygun su eklenmektedir., Üretim sırasında meyvenin doğal özellikleri olabildiğince korunarak meyve suyuna yansıtılmasına özen gösterilmektedir.

Neden %100 vişne suyu, şeftali veya kayısı suyu yok?

Bu meyve türleri doğal yapılarından dolayı, tek başına %100 meyve suyu olarak üretilmeye ve tüketilmeye uygun değildir. Bu tür meyvelerin suyu; ya kayısı, şeftali olduğu gibi kıvamı koyu olduğundan ya da vişnede olduğu gibi tadı çok ekşi olduğundan % 100 tüketime uygun değildir. Bunların belirli miktar su ile seyreltilmesi ve su ile bozulan tat dengesinin şeker vb. maddelerle yeniden kurularak meyve nektarı olarak pazarlanması zorunludur. Bunların meyve oranı vişne nektarında %35, kayısı nektarında %40, şeftali nektarında %50'dir.

Şeftali bir yaz meyvesi ama hem yazın hem de kışın nasıl üretilebiliyor? Nasıl taze tutuluyor?

Yazın şeftaliden elde edilen meyve püresi bütün yıl boyu pazara arz edebilmek için doğallığı korunarak suyu uçurularak meyve püresi konsantresine işlenmekte ve aseptik (sağlığa zararlı mikroorganizmalardan arındırılmış) olarak dolum yapılmakta ve soğukta muhafaza edilmektedir. Kışın şeftali püresi konsantresinden şeftali nektarı elde edilirken, ne kadar su uçuruldu ise o kadar su ilave edilmekte, şeftalinin doğal özellikleri olabildiğince korunmakta ve nektara yansıtılmasına özen gösterilmektedir. Şeftali püre konsantresi 95-105 °C'da 30-60 saniye ısıl işlemden sonra çok katmanlı aseptik torbalarda ambalajlanmakta ve ambalajlar varile (bag in box) yerleştirilmektedir. Daha sonra şeftali konsantresi normal sıcaklıkta depolanmaktadır.

Meyve suyu paketlendikten sonra raf ömrü ne kadardır? Çeşitler arasında bu süre farklılık gösteriyor mu?

Meyve suları, normal koşullarda ambalajlandıktan sonra en az 12 ay kalitesini korumakta ve tüketici beğenisini kazanmaktadır. Bu süreye raf ömrü denilmektedir. Raf ömrünün bitmesi için meyve sularının bozulması gerekmiyor. Renginin, tadının veya kokusunun tüketici tarafından beğenilmemesi yetiyor. Bu süre içerisinde bütün meyve suları çeşitleri özelliklerinden ve kalitesinden hiçbir şey kaybetmemektedir.

Bu nedenle meyve sularının raf ömrü AB'de olduğu gibi ülkemizde de 12 ay olarak benimsenmektedir. Bu amaçla dolum tarihinden sonraki 12.ay, meyve sularının ambalajında son tüketim tarihi veya SKT kısaltması ile belirtiliyor. Eğer meyve suları 10 TEMMUZ 2008 tarihinde ambalajlanmışsa, son tüketim tarihi, ‘SKT: 10.07.09‘ olarak yazılıdır.

Meyve suyu üretiminde katkı maddesi kullanılıyor mu? Ürünlerde katkı maddesi yok ise nasıl bozulmadan bekleyebiliyorlar?

Dünya ve Türk Gıda Kodeksine göre meyve sularına hangi katkı, tatlandırıcı ve renklendirici maddelerinin katılabileceği belirlenmiştir. Ancak Türkiye'de, 80'li yıllardan bu yana meyve suyu ve türevlerine GIDA KODEKSİ'ne göre koruyucu madde katılmasına izin verilmemektedir. Uygulanan koruma teknolojisi koruyucu kullanılmasını gerektirmiyor. Koruyucu maddenin varlığı, laboratuarda fermantasyon testi ile saptanmaktadır. Uzun bir raf ömrü için öncelikle meyve sularında bozulmaya yol açan mikroorganizmaların öldürülmesi ve daha sonra da mikroorganizma bulaşmayacak şekilde ambalajlanması gereklidir. Mikroorganizmaların ölmesi için meyve suyu 95-99 °C'da 30-60 saniye tutulmakta ve meyve suları hemen 20 santigrada soğutulmakta ve aseptik bir bölmede steril ambalaja dolmakta ve aynı anda kapanmaktadır. Eğer ambalaj cam şişe veya ****l kutu ise sıcak dolum uygulanmaktadır. Pastörize edilen meyve suları doğrudan ambalaja dolmakta ve kapatıldıktan sonra bir duşlu tünelde su ile soğutulmaktadır. Meyve sularının muhafazası için koruyucu kimyasal madde kullanılması yasaktır. Ambalaj açılmadıkça koruma etkisi sürer. Koruyucu içerseydi, ambalaj açıldıktan sonra da meyve suları bozulmazdı.

Meyve suyu üretiminde kanserojen madde kullanılıyor mu?

Meyve sularında kullanılan hiçbir madde kanserojen değildir. Maalesef, meyve sularına asit düzenleyici olarak katılan ve E 330 olarak adlandırılan sitrik asidin şehir efsanesi olarak ortaklıkta dolaşan listelerde, tehlikeli ve kanserojen olarak tanımlanmaktadır. Sitrik asit çoğu meyvede, özellikle de portakal ve limon gibi narenciye meyvelerinde doğal olarak bulunan diğer adı limon asidi olan bir asittir. Toksikolojik araştırmalar sitrik asidin zararlı olmadığını göstermektedir. Bu nedenle, yalnız TÜRKİYE'DE değil, ABD ve AB ülkelerinde de asit düzenleyici olarak kullanılmasına izin verilmektedir.

Gıda katkı maddelerinin her birinin kullanımına uzun araştırmalar sonucunda uluslar arası kuruluşların düzenlemelerine göre izin verilmektedir. Birleşmiş Milletler WHO (Dünya Sağlık Organizasyonu) ve FAO (Dünya Gıda Tarım Organizasyonu)' nun ortak organizasyonu "Codex Alimentarius" Komisyonu dünya ticareti için harmonize bir "Gıda katkı Maddeleri Genel Standardı" hazırlar. Hazırlanan bu standarda WHO ve FAO tarafından oluşturulan Gıda katkı maddelerinden sorumlu ortak uzmanlar komitesi JECFA (Joint FAO/WHO expert committee on food additives) dünyada gıda katkı maddelerinin toksikolojik çalışmaların düzenlenmesini, yürütülmesini ve sonuçlarının değerlendirilmesini yapan tek kuruluştur. Yalnızca bu kuruluş tarafından değerlendirilen katkı maddelerinin ticaretine izin verilmektedir. Bu uzmanlar komitesi her bir gıda katkı maddesinin, kullanımları için teknolojik bir gereklilik var ise, tüketilmeleri durumunda tüketici sağlığı için hiçbir risk oluşturmuyorsa izin vermekte ve hiçbir sağlık riski oluşturmadan insanların ömür boyu günlük olarak alabileceği miktarları tespit etmektedir. Bu tespitler gıda katkı maddelerinin toksikolojik ve karsınojenik araştırmaları sonucunda yapılmaktadır. Aynı zamanda izin verilen gıda katkı maddesinin uluslar arası geçerliliği olan bir analiz metodunun olmasını ve katıldığı gıda maddesinin ambalaj üzerinde belirtilmesini şart koşmaktadır.

Ülkemizde gıda katkı maddelerinin kullanımı, 5179 Sayılı Gıdaların üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmündeki Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü hakkında Kanun ve 16 Kasım 1997 tarih ve 23172 sayılı Resmi Gazetede Türk Gıda Kodeksi Yönetmenliğine uygun olarak yapılmaktadır. Mevcut gıda katkı maddeleri mevzuatı birebir AB mevzuatına uygun olarak hazırlanmış ve AB'deki değişikliklere göre anında güncellenmektedir. Ayrıca JECFA'nın çalışmaları izlenmekte ve dikkate alınmaktadır. Çünkü Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) tüm dünya ülkeleri tarafından benimsenen ve imzalanan anlaşma gereği, her ülke kendi ulusal mevzuatını hazırlarken Codex Alimentarius dokümanlarını referans almak mecburiyetindedir.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi gıda katkı maddeleri ile ilgili kararı JECFA vermektedir. Bütün ülkeler JECFA'nın verdiği karara göre mevzuatını düzenlemek mecburiyetindedir. Aksi halde DTÖ'ye ticari engelleme yapmaktan şikâyet edilirler Ve mahkûm olurlar.

Katkı maddelerinin güvenliği, gıdalarda maksimum kullanım dozajları ve izin verilen özel gıdalar ile ilgili mevzuatlar, pek çok bilimsel çalışma sonucunda belirlenmiştir. Meyed üyesi, kayıtlı endüstriyel üretim gerçekleştiren firmalarımız üretimlerinde gıda katkı maddelerini, bilimsel gelişmeleri göz önünde bulunduran JECFA, WHO, FDA ve EFSA(Avrupa Gıda Standartları Birliği)'nın tavsiyelerine göre kullanmaktadır. Üstelik sanayicilerimiz, katkı maddelerini izin verilen maksimum dozajların çok çok altında kullanmaktadırlar.

Katkıların zararlılık durumu bilimsel araştırma ile belirlenmektedir. Zararsızlık dozu belirlenen ve güvenli kullanım koşulları gıda katkı maddelerini tanımlamak için Avrupa Birliği'nin (EC) simgesi olarak (E) harfi ve üç rakamlı sayıda ibaret kodlar verilmektedir. Tükettiğimiz meyve suları ambalajında, gıda katkı maddelerinin (E) harfi ile belirtilmesi, Avrupa ülkelerinin gıda katkı maddelerinin Avrupa sözcüğünün İngilizce telaffuzunun "Europe" baş harfini alarak yaptıkları bir endeksleme sistemidir ve bu durum Avrupa ülkelerinin katkı maddelerinin gıdalarda kullanımına izin verildiğinin göstergesidir. (E) Kodu uluslararası bir simge olarak etiketlerde gıda maddelerindeki katkı maddelerinin tüketici tarafından bilinmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu kodlar AB tarafından her katkı maddesi için belirlenir. Meyve sularında asit düzenleyici olarak kullanılan E 330 da bu çerçevede sitrik aside verilen koddur.

1 yaşına kadar olan bebekler meyve suyu tüketebilir mi?

Meyve suları iyi bir vitamin ve mineral kaynağıdır. Aynı zamanda bitkisel kaynaklı gıdalardaki demirin emilimini artırır. Ancak fazla miktarda tüketilmesi anne sütünün yerini almasına ve besin değeri yüksek diğer gıdalara karşı iştahsızlığa neden olabilmektedir. Sukroz ile birlikte tüketilmesi diş çürüklerine yol açmaktadır. Bu nedenle günde 250 ml'den fazla tüketilmesi önerilmemektedir. Bebeklere ara öğünlerden sonra verilmesi besinlerin biyo-yararlılığı açısından önemlidir. Öğünlerde 50-100 ml arasında kullanılması diğer besinlerin biyo-yararlığını artırır. Bebeklerde ilk başlanacak meyve suyu kışın elma, yazın ise şeftali suyudur. Turunçgillerin suyu bebekte gaza neden olabileceği düşüncesiyle 6-9. aylardan sonra verilmesi uygundur.

Şeker Hastalarının tüketebileceği ürünler nelerdir ve tavsiye miktarlarınız nelerdir?

Meyve suyu üretiminde meyve suyu kodeksine göre, şeker kullanılabilmekte ancak kullanılacak şeker asitliliği düzenlemek için kullanılırsa litreye en çok 15 gram, tatlandırıcı olarak ise azami 150 gram kullanılabilmektedir.

Meyve nektarına şeker, fruktoz şurubu, meyve türevli şekerler ve bal eklenebilmektedir. Ancak ilave edilen şeker ve/veya bal meyve suyu kodeksine göre son ürünün toplam ağırlığının %20'sinden fazla olamaz. Konsantreden üretilen meyve suyuna şeker ve fruktoz şurubu da eklenebilir.

Öte yandan sadece meyve suyu ve nektarlarında şeker yerine, tamamen veya kısmen uygun tatlandırıcılar kullanılarak diyabetik ürünler de üretilebilmektedir. Şeker hastaları durumlarına uygun meyve sularını ve nektarlarını tüketebilirler. Ancak yine de doktorunuza danışmanızda fayda vardır.

Meyve sularında alkol mevcut mudur?

Meyve sularında alkol bulunmamaktadır. Nitekim meyve sularında etil alkol miktarın litrede 3 gramdan fazla olamayacağını ifade etmektedir. Bu miktarda meyvelerde tabii olarak bulunan miktar kadardır. Güvenle kullanabilirsiniz.

Meyve suyu kutuları açtıktan sonra neden 2 gün içerisinde tüketmeliyim?

Ambalajlı meyve suyunun uzun ömürlü olmasını sağlayan, bozulmaya yol açan mikroorganizmaların ısı etkisi ile öldürülmesi ve sonradan mikroorganizma bulaşmasının ambalaj ile önlenmesidir. Koruyucu içermeyen doğal ve katkısız olan meyve suları, ambalajı açıldıktan sonra bozulmaktadır. Bozulma süresi buzdolabında daha yavaş (7-8 gün), açıkta daha hızlıdır (2-3gün). Meyve suları açıldıktan sonra ortamın havasının özelliklerine göre bozulmalar olabilmektedir.

Meyve suyu üretimde çürük meyve kullanıyor musunuz? Denetimi nasıl yapılıyor?

Fabrikaya gelen tonlarca meyve arasında çürük bulunması da doğaldır. Bunun gibi ham olanı da vardır. Bu nedenledir ki, meyvenin konsantreye dönüştürülmesinde başlıca basamaklarından birisi ayıklama işlemidir. Bu basamakta çalışan işçiye; ‘ yiyemeyeceğini ayır!' talimatı verilmektedir. Ayrıca iki kademeli bir yıkama işlemi de uygulanmaktadır.

Çürük ve küflü meyvenin rengi ve tadı meyve suyuna da yansımakta ve tüketici tarafından kolayca algılanmaktadır. Ayrıca gıda kontrol laboratuarında patulin analizi ile kolayca saptanmaktadır. Meyve suyunda patulin miktarının litrede 50 mikrogramı aşması yasaktır.

Hiçbir üretici bu riski göze alamaz.

Nar suyunuzun tat ve kokusu çok değişken, ayrıca içinde siyah parçacıklar mevcut? Neden ileri geliyor?

Nar suyunun zaman içinde tat ve kokusunda değişmesi ve tortuların ve siyah parçacıkların oluşması normaldir. Çünkü, narın esas ansioksidan özelliğini veren başta polifenoller olmak üzere üründen gelen yapısal zayıf asitlerle birleşerek tortu oluşturmaktadır(?). Bu da ürünü tamponyamamakta (ayaryamamakta) asitlik yükselmekte, bu durumda çökelen tortuda renk koyulaşmasına sebep olmaktadır. Bu tortular başta çamurumsuyken giderek plak halinde olmaktadır. Renk başlangıçta kırmızı iken raf ömrüne bağlı olarak kahverengimsi renklere doğru gitmektedir. Nar stabil bir meyve olmadığı için bu meyveden elde edilen meyve suyu da doğal olarak stabil olmamaktadır.

Meyve suyunun kapağı açıldıktan sonra oda sıcaklığında beklediğinde belirli bir zaman sonra küflenmesi doğal, katkısız olduğunu mu gösterir? Küflenmiyorsa şüphelenmek doğru mudur?

Meyve suyunun kapağı açıldıktan sonra oda sıcaklığında beklediğinde belirli bir zaman sonra küflenmesi doğal olup onun katkısız olduğunu gösterir. Eğer meyve suları açıldıktan sonra küflenmiyorsa şüphelenmek gerekir. İşte o zaman katkı maddesi var demektir.

Meyve sularının büyük çoğunluğunun üzerinde sadece son kullanma tarihi oluyor, üretim tarihi yok. Neden?

Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Tebliğine göre meyve suları dahil bütün gıdaların etiketlerinin üzerinde son kullanma tarihlerinin yazılması mecburi, üretim tarihlerinin yazılması ise ihtiyaridir. Yani firmalar isterlerse yazabilirler. Yazma mecburiyetleri yoktur.

Çölyak hastaları meyve suyu tüketebilir mi?

Meyve suları glüten içermediği için çölyak hastaları güvenle tüketebilirler. Ancak yine de doktorlarına sormasında fayda vardır.

Sitrik asit nedir? Bazı marka meyve sularında kullanılıyor, bazı markalarda kullanılmıyor, neden?

Sitrik asit çoğu meyvede ve özellikle portakal ve limon gibi narenciye meyvelerinde doğal olarak bulunan diğer adı limon asidi olan bir asittir. Toksikolojik araştırmalar sitrik asidin zararlı olmadığını göstermektedir. Bu nedenle, yalnız TÜRKİYE'DE değil, ABD ve AB ülkelerinde de asitlendirici katkı olarak kullanılmasına izin verilmektedir. Kullanıp kullanılmama tamamen firmaların tercihidir.

%100 meyve suyu neden bu kadar sulu, evde yapınca püre gibi oluyor?

Fabrikasyon olarak meyve suyu işlenirken sıkma işlemi, meyvesine göre farklı aygıtlarla yapılmaktadır. ÖRNEĞİN; vişne, elma, nar meyve presi ile; portakal, limon vb döner başlıklı sitrus presi ile sıkılarak suyu alınmaktadır. Şeftali, kayısı vb ise palper denilen kademeli elek sisteminden geçirilerek meyve püresi veya pulpu elde edilmektedir. Elekten geçmeyen kabuk vb ise posa olarak atılmaktadır. Sıkılan vişne, elma, nar gibi meyvelerin suyu genellikle durultulmaktadır. Durultma, meyve suyunda bulanıklığa yol açan parçacıkların uzaklaştırılmasıdır. Bu amaçla meyve suyu önce 90-95 santigrada ısıtılmakta ve 45-50 veya 20-25 santigrada soğutularak tortunun ayrılması için bekletilmektedir. Tortu oluşması ve çökelmesi, jelâtin ve bentonit gibi yardımcı maddelerle hızlandırılabilmektedir. Tortunun ayrılmasından arta kalan kısım ayrıca filtreden geçirilerek berrak meyve suyu elde edilmektedir.

Bir litre meyve suyu için kaç kilo meyve sıkılıyor?

Meyvenin su oranına bağlı olarak meyveden elde edilecek meyve suyu miktarı da değişir. Bu meyveden meyveye değiştiği gibi meyvenin yetişme şartlarına bağlı olarak da değişir.

Evde sıkılan meyve suyu ile hazır alınan meyve suyu arasında besin değeri farkı var mıdır?

Evde sıkılan meyve suyu ile hazır meyve suları arasında besin değeri açısından çok az fark bulunmaktadır. Gerek meyve suyu elde edilirken uygulanan durultma, suyun buharlaştırılması veya mikropların öldürülmesi için uygulanan ısıl işlem sırasında meyve suyu veya pürenin sıcaklığa maruz kalma süresi ve zamanına bağlı olarak vitamin değerlerinde çok az bir kayıp olabilmektedir. Diğer besin öğelerinde yani, enerjisinde, taşıdığı flanovidlerde ve minerallerinde herhangi bir kayıp söz konusu değildir.

Her meyvenin suyu yapılabilir mi, içilebilir mi?

Meyvelerden özelliklerine göre şeftali ve kayısı gibi olanlardan püre, vişne, elma gibi olanlardan ise meyve suyu elde edilir.

Hangi meyve suyu daha yararlıdır?

Bazı meyve sularının antioksidan kapasitesi diğerlerinden daha yüksektir. Vişne, üzüm ve nar suyu böyledir. Ancak her meyve suyunun antioksidan bileşiği ve etkisi de farklıdır. Bu nedenle bir meyve suyunun diğerlerinin yerini tutması söz konusu değildir.

Kaldı ki, meyve suyu yalnız antioksidan değil vitamin, mineral vb maddeler de içermektedir. Bunların dağılımı da meyve suyundan meyve suyuna farklıdır. Doğrusu modaya değil bilime uyulması ve her meyve suyundan içilmesidir.

Türkiye'de en çok hangi meyve suyu tüketiliyor?

Türkiye'de en çok şeftali nektarı tüketilmektedir. Onu sırasıyla vişne ve kayısı nektarı izlemektedir. %100 meyve sularında ise en çok tercih edilen karışık/çoklu ürünlerdir ve bunu sırası ile elma ve nar suyu izlemektedir.

Aynı meyvenin suyu farklı markalarda niye tat farkı gösteriyor?

Nasıl evimize aldığımız meyvelerin tadı her seferinde değişiyorsa, farklı marklarda işledikleri meyvenin yöresine göre tatları da farklılık göstermektedir.

Türkiye'de ne kadar meyve suyu tüketiliyor?

Türkiye'de 1970'li yıların başında kişi başına meyve suyu 0,4 litre tüketilirken, 2000 yılında bu rakam 4,4 litreye, 2005 yılında 7,1 litreye, 2006 yılında 8,07 litreye, 2007 yılında ise ilk defa 10 litreyi aşarak 11 litreye ulaşmıştır. Bunda tüketicilerin bilinçlenerek sağlıklı beslenmeye önem vermeleri ile meyve suyu tüketimini artırmaları en büyük rolü oynamıştır.

NEDEN VE NE KADAR MEYVE SUYU İÇİLMELİDİR?

Beslenme fizyolojisi açısından meyve suyunun tipik özellikleri; su miktarının yüksek olması, yeterli miktarda mineral (potasyum, magnezyum vb), vitamin (A,C,E, folik asit vd) ve antioksidan (polifenol, karoten, antosiyanin vb) içermesi, şeker miktarının düşük olması ve enerjiye çabuk dönüşmesi; buna karşılık yağ içermemesidir. Bundan dolayı beslenme uzmanları, meyve suyu içmek için çok sayıda neden sıralamaktadır.


Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de, bu nedenle günde en az beş porsiyon (five+ a day) meyve, sebze ve sularının tüketilmesini önermektedir ve bir porsiyon meyve ile bir porsiyon meyve suyu denk görülmektedir.

MEYVE SUYU OBEZİTEYE YOL AÇIYOR MU?

Kilo fazlalığı son yılların güncel konularından birisidir. Yol açan etkenlerin başında da fazla kalori alınması gelmektedir. Tatlı diye meyve suyunun da fazla kalori içerdiği sanılmaktadır. Fakat aynı kanı, meyve için geçerli değildir.

Meyve suyu, meyveyi yansıtan ve meyveden dönüşen bir içecektir. Sağladığı kalori meyvenin ki kadardır ve ölçülüdür. 100 gram meyve, meyve suyu veya meyve nektarının sağladığı enerji 45-50 kcal arasındadır. Ayrıca tüketim düzeyi oldukça düşüktür. Kişi başına ortalama tüketim yılda yalnızca 7 litre dolayında meyve suyu tüketilmektedir. AB ülkelerinde bu rakam 27 litredir.

Meyve suyunun ayrıca vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı olduğu unutulmamalı, obezite nedenleri başka yerlerde aranmalıdır.

Ayrıca son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, meyve suyu tüketimi ile obezite arasında hiçbir ilişkinin olmadığını ortaya koymuştur. Hatta çocuklar ve gençler arasında yapılan bazı araştırmalar ile, meyve suyu tüketenlerin tüketmeyenlere göre obezite riskinin ve vücut kitle indeksinin daha düşük olduğu ispatlanmıştır.

MEYVE SUYU DİŞ ÇÜRKLÜĞÜ NEDENİ MİDİR?

Diş çürüklüğünü kolaylaştıran başlıca etkenin flor eksikliği olduğu bilinmektedir. Diğer etken, ağız ve diş hijyeni eksikliğidir. Eğer bu iki faktöre uyuluyorsa, gıdaların diş çürüklüğüne etkisi oldukça kısıtlıdır. Son bilimsel araştırmaların gösterdiği budur.

Eğer gıda sıvı ise bu etki daha da kısıtlı olmalıdır. Çünkü dişe sıvaşma olasılığı yoktur ve ağızda kalma süresi çok kısadır. Meyve suyu da bunlardan birisidir.

Önemli olan flor alımının ve ağız bakımının yeterli olmasıdır.

ANTİOKSİDAN NEDİR, MEYVE SUYUNDA VAR MIDIR?

Antioksidan, organizmada serbest radikalleri tutuklayan bileşiklerin genel adıdır. Sindirim, gerilim, çevre gibi faktörlere bağlı olarak oluşan serbest radikaller hücreye ve DNA'ya zarar vermekte, bağışıklık sistemini zayıflatmakta, hastalanmayı kolaylaştırmakta ve yaşlanma sürecini hızlandırmaktadır. Antioksidanlar işte bu zararlı etkileri ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle sağlıklı yaşam için yeterli miktarda alınmaları önerilmektedir.

Meyve, sebze ve bir meyve türevi olan meyve suyu doğal antioksidanca en zengin gıdalardır. Meyve suyuna kırmızı rengini ve buruk tadını veren bileşiklerin antioksidan etkisi oldukça yüksektir.

BAZI MEYVE SULARI DAHA MI YARARLIDIR?

Bazı meyve sularının antioksidan kapasitesi diğerlerinden daha yüksektir. Vişne, üzüm ve nar suyu böyledir. Ancak her meyve suyunun antioksidan bileşiği ve etkisi de farklıdır. Bu nedenle bir meyve suyunun diğerlerinin yerini tutması söz konusu değildir.

Kaldı ki, meyve suyu yalnız antioksidan değil vitamin, mineral vb maddeler de içermektedir. Bunların dağılımı da meyve suyundan meyve suyuna farklıdır. Doğrusu modaya değil bilime uyulması ve her meyve suyundan içilmesidir

 
 
 

PLAZAMOOD

PLAZA

MERAK ETTİKLERİNİZ
FOTO GALERİ
AFİŞ ÇALIŞMALARIMIZ
İNSAN KAYNAKLARI
FUAR ÇALISMALARI
ZİYARETÇİ DEFTERİ
ILETISIM
HABERLER
 

PLAZA'DAN YENİ ÜRÜN BU YAZIN EN DOĞAL TADI LİMONATA ÇIKTI.


 



ALKOLSÜZ İÇECEKLERDEKİ GIDA KATKI MADDELERİ

Alkolsüz içeceklerde hangi katkı maddeleri bulunur?


Alkolsüz içecekler de dâhil birçok gıda ürünü, önceden ilgili kuruluşlar tarafından incelenen ve onaylanan gıda katkı maddeleri içerir. Alkolsüz içeceklerde en çok kullanılan gıda katkı maddeleri asitlik düzenleyiciler (fosforik ve sitrik asit), koruyucular (sodyum benzoat ve potasyum sorbat), tatlandmlar (aspartam, asesü~am K, siklamik asit) ve renklendiricilerdir (karamel rengi, kinalin sarısı).


Fosforik asit: Fosforik asit, alkolsüz içecekler de dâhil olmak üzere çoğu gıda maddesinde asitlendirici olarak kullanılır. Peynir ve diğer baz süt ürünlerinin üretiminde, biracılıkta, yağ ve bitkisel yağların işlenmesinde, reçel ve jölelerin üretiminde kullanılır.


Sitrik asit: Gıdalar ve içeceklerde en çok kullanılan organik asittir. 100 yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Gerek hayvanlar, gerekse bitkilerde doğal olarak bulunur. İnsan vücudunda ise, yağ ve karbonhidratların yakılması sonrasında oluşur. Limon, portakal, greyfurt, mandalina gibi narenciyelerde doğal olarak bulunur.


Sodyum benzoat ve potasyum sorbat: Bunlar çoğu gıda maddesinde kullanılan koruyucu maddelerdir. Koruyucu maddeler, tamamen güvenlidir ve tüketici sağlığı üzerinde olumsuz etkileri yoktur. Dünyada, ilaç endüstrisinin yanı sıra gıda endüstrisinde de sıkça kullanılırlar. Örneğin, potasyum sorbat ve sodyum benzoat, peynir, reçel, şarap, yoğurt ve kısmen pişirilmiş ve/veya ambalajlanmış hamur işleri gibi çok sayıda gıda maddesinde kullanılır.


Aspartam, asesülfam K, siklamik asit: Bunlar düşük kalorili, besin değeri olmayan tatlandırıcılardır. Uzun yıllardır kullanılmakta ve tüketilmektedirler. Örneğin aspartam, 20 yılı aşkın bir süredir 6,000'den fazla üründe kullanılmaktadır. Toz içecek karışımlarında (buzlu çay gibi), toz tatlı karışımlarında (hazır puding ve jelâtinler gibi), kısmen pişirilmiş ve/veya ambalajlanmış hamur işleri, sofra tatlandırıcıları, sakızlar, sert ve yumuşak şekerler, ağız kokusunu gideren şekerler. Pastiller, yoğurt, soğutulmuş ve dondurulmuş tatlılar, şuruplar, tatlı soslar, soslar, toz kahve kremaları ve beyazlatıcılar, alkollü ve alkolsüz içeceklerde kullanılırlar.


Kinalin sarısı ve karamel rengi: Karamel rengi, gıda maddesine kahverengimsi bir renk verir. Bira, şekerleme ve alkolsüz içecek üretiminde kullanılır. Dört çeşit karamel rengi vardır: I, II, III ve IV. Sınıf. III. Sınıf şekerleme yapımında, IV. Sınıf ise alkolsüz içeceklerde kullanılır. Kinalin sarısı, çoğu işlenmiş gıdada (şekerler, çerezler, margarin, peynir, alkolsüz içecekler, reçel/ jöleler, jelâtinler, puding ve turta iç malzemeleri) sıkça kullanılan bir renktir. Renk katkı maddeleri artık, neredeyse yediğimiz bütün işlenmiş gıdaların önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.


Kafein


Dünyada en az 63 bitki türünün yaprak, tohum veya meyvelerde doğal olarak bulunan bir madde olan kafein, çay, kahve veya kakaoda da doğal olarak bulunur. Kafeini en çok bilinen kaynakları arasında kahve ve kakao çekirdekleri ile çay yaprakları yer alır. Bazı ürünlerin kafein içeriği aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.


Kafeinin fizyolojik etkileri nelerdir?


Kafeinin insanlar üzerinde geçici olmak kaydıyla hafif bir uyarıcı etkisi vardır. Farmakolojik etkileri kalıcı değildir ve genellikle bir kaç saat içerisinde geçer. Kafein vücutta zamanla birikmez ve genellikle tüketildikten birkaç saat sonra vücuttan atılır. Kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte bu süre sağlıklı yetişkinlerde üç ile dört saat civarındadır. Kafeine olan duyarlılıklar kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Kafeinin etkisi incelenirken, birçok etken göz önünde bulundurulmalıdır:


— alınan miktar


— tüketim sıklığı


— kişinin metabolizması


— kişinin duyarlılığı


Kişiler kendilerine uygun günlük kafein tüketimi seviyesini bulma eğilimindedir. Kafeinin istenmeyen etkilerini hissedenler kafein tüketimlerini sınırlarken, bu etkileri hissetmeyenler kendileri için normal olan seviyelerde kafein tüketmeye devam etmektedir.


Ne kadar kafein tüketilebilir?


Yetişkinler için makul kafein tüketimi 2 – 3 fincan kahveye, bir başka deyişle 56 kutu (330ml) kafein içeren alkolsüz içeceğe eşittir. Verilen bu değerler ortalama olarak günlük tüketim için 300 mg kafeine denk gelir ki bu miktarlar ile herhangi bir sağlık sorunu arasında bağlantı kurulmamıştır.


Kafein bağımlılık yapar mı?


'Bağımlılık" sözcüğünün rast gele kullanımına sıkça rastlıyoruz. İnsanlar bazen çikolata, futbol veya televizyon bağımlısı olduklarını söylüyorlar. Ancak bu tür bağımlılıkla, fiziksel veya zihinsel sağlık üzerinde ciddi etkiye sahip olabilecek madde veya aktivite bağımlılığı arasında bir ayrım yapılmalıdır. Dünya Sağlık bağımlılığında görülen fiziksel ve sosyal etkilerle kafein tüketiminde görülen etkilerin benzer olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur". Düzenli olarak yüksek miktarda kafein tüketen ve daha sonra kafein alımlarını hızla ve büyük ölçüde azaltan bazı kişilerde iki günden bir haftaya kadar süren baş ağrısı ve yorgunluk gibi geçici belirtilere rastlanabilmektedir. Her maddede olduğu gibi, bazı kişiler kafeine diğerlerinden daha fazla duyarlılık sergiler.


Kafeinin sıvı ihtiyacına etkisi nedir?


Kafeinin diüretik etkisinin olduğuna dair endişeler dile getirilirken, mevcut kanıtlar, bu etkinin geçici olduğunu göstermektedir. Kafeinin toplam vücut suyu noksanlığına neden olduğuna dair bir kanıt yoktur. Ulusal Bilim Akademileri Tıp Enstitüsü, kafeinli içeceklerin, kafeinsiz içeceklere benzer bir şekilde günlük sıvı alımına katkıda bulunduğunu belirtmektedir.


Meşrubatlarda neden kafein kullanılır?


Yüzyılı aşkın bir süredir bazı alkolsüz içeceklerde az miktar1arda kafein kullanılmaktadır. Diğer gıda ve içeceklerde olduğu gibi kullanılan kafein, karışım miktarına bağlı olarak alkolsüz içeceklere genel tadını ve kokusunu verir. Kafein, bazı alkolsüz içeceklere hafif acı bir tat kazandırır, bazı içeceklerde de aroma olarak kullanılır. Genelde hoşa giden bir koku vererek hem şeker hem de düşük kalorili tatlandırıcılarla iyi uyum sağlar ve böylelikle içeceklerin genel kokusuna katkıda bulunur. Kafein, enerji içeceklerinde de kullanılır.


Aspartam


Gıda ve içeceklerde uzun yıllardır kullanılmakta olan aspartam, muhtemelen bugüne kadar en derinlemesine test edilen gıda katkı maddesidir. Günümüzde aspartam dünya çapında 100’ü aşkın ülkede, 6,000’ den fazla gıda ve içecekte kullanılmaktadır. Dünya üzerindeki milyonlarca kişi 20 yılı aşkın bir süredir aspartam tüketmektedir. Aspartam, gıda ve içeceklerde kullanılan düşük kalorili bir tatlandırıcıdır. Şekerden 200 kat daha tatlıdır. Şeker yine aspartamın kullanılmasıyla gıdalardaki kalori miktarı büyük ölçüde azaltabilmekte ve bazı ürünlerde tamamen ortadan kaldırabilmektedir.


Aspartam güvenli midir?


Aspartamın gıdalardaki yaygın kullanımı, kısa zamanda herkesçe tanınmasına ve bununla birlikte bu bileşen hakkında çok çeşitli sorulara yol açmıştır. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) aspartamın toz karışımlarda ve düşük kalorili sofra tatlandırıcılarında kullanımına 1981 'de onay vermiş ve bunu takiben 1983'te aspartamın karbonatlı içeceklerde kullanımı da onaylanmıştır, Aynı yıl, Avrupa Gıda Güvenliği Makamı da (EFSA) aspartam kullanımına onay vermiştir.


Vücudumuz aspartamı nasıl kullanıyor?


Aspartam, sindirilmesiyle birlikte bileşenlerine - amino asitler, aspartik asit, fenilalanin ve metanol - ayrlır ve daha sonra kana geçer. Aspartik asit ve fenilalanin proteinin yapı taşlarındandır; et, tahıl ve süt ürünleri de dâhil olmak üzere bütün protein içeren gıdalarda doğal olarak bulunur. Metanol da meyvelerde, sebzelerde ve bunların sularında doğal olarak vardır. Metabolizmamız bu bileşenlere gıdalardan alınanları aynı şekilde algılar ve yine aynı şekilde kullanır.


Zaman içinde aspartamın vücutta biriktiğini düşünen ve olumsuz görenler olmuştur. Bunların hepsi sadece bir iddiadan ibaret olup gerçekle ilgisi yoktur. Aspartam metabolizmada birikmemektedir.


Günlük ne kadar aspartam tüketilebilir?


Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) ile birlikte diğer yetkili gıda kuruluşları aspartam dahil olmak üzere bir çok gıda katkı maddesi için Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı (GKEAM) - Acceptable Daily Intake (ADI) kavramını kullanır. Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı (GKEAM) gıdalarla birlikte alınan maddelerin insan sağlığında olumsuz etki yapmadan ömür boyunca kullanılabilecek günlük miktarıdır.


Avrupa Komisyonu'nun 'Avrupa Birliğinde Diyet 'Yiyecek Katkı Maddeleri Tüketimi" raporunda, yetişkinlerin aspartam alım miktarlarının Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı'nın (GKEAM) çok altında olduğu belirtilmektedir.


Aspartam için Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı (GKEAM), Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından, günde vücut ağırlığının kilogramı başına 50 miligram olarak belirlenmiştir.


Gıda Tarım Örgütü ve Dünya Sağlık Teşkilatının Gıda Katkı Maddeleri Eksper Komitesi (JECFA) ve Gıda Bilimsel Komitesi (Scientific Commitlee on Food) ise vücut ağırlığının kilogramı başına 40 miligramlık bir Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarı (GKEAM) belirlemiştir.


Geçerli GKEAM seviyesine ulaşmak için bir yetişkinin %100 aspartam ile tatlandırılmış yaklaşık 15 kutu diyet meşrubat veya 42 porsiyon şekersiz jelâtin veya 97 paket düşük kalorili sofra tatlandırıcısı tüketmesi gerekir. Bu günlük tüketimin oldukça üzerinde bir rakamdır.


Sıvı ihtiyacı


Sıvılar genel sağlık için neden bu kadar önemli?


Yaşamamız için gerekli olan su vücutta birçok önemli rol oynar:


Hücreler - Vücudumuzdaki su karbonhidrat, vitaminler, mineraller ve diğer önemli besin maddelerinin hücrelerimize taşınması için çok önemlidir. Sindirim Sistemi - Su, besin maddelerinin sindirim sisteminde çözülmesine yardımcı olarak bunların kana karışmasını ve hücrelerimize iletilmesini sağlar. Kas ve Eklemler - Su, eklemlerin korunmasına yardımcı olur ve kasların doğru şekilde çalışmasını sağlar. Aslında, kaslarımızın yaklaşık yüzde 70 ile 75'i gerçekte sudan meydana gelir.


Vücut Sıcaklığı - Vücudumuzdaki su, ısının dağılmasına yardımcı olarak toplam vücut sıcaklığını düzenler. Vücudumuz çok ısındığında, terlemeyle su dışarı atılır; böylelikle vücut ısısı düşer. Terleme yoluyla kaybedilen su yerine konulmazsa, vücudumuz tehlike doğuracak şekilde aşırı ısınır.


Beyin - Yeterli sıvı alımı beynimizin iyi çalışması için önemlidir. Dehidrasyon (sıvı kaybı) nedeniyle vücut ağırlığımızın %2'sinden daha fazla kaybı beyin fonksiyonlarını etkileyebilir ve kısa süreli hafızayı zedeleyebilir.


Cilt - Yeterli sıvı alımı cildin elastikiyetini, yumuşaklığını ve rengini korumasına yardımcı olur. Su cilt hücrelerini içten ve dıştan yıkar.


Böbrekler - Böbrekler suyun yardımıyla vücutta bulunan atık ve toksinleri atar. Kalp - Sıvılar sağlıklı kalp fonksiyonları için önemlidir. Kan basıncının normal seviyede tutulmasında önemli rol oynar. Su kaybı kalp atışlarında artışa ve kan basıncının azalmasına neden olabilir.


Günlük sıvı ihtiyacı ne kadardır?


Vücudumuz metabolizmamız için gerekli olan sıvıyı depolayamaz. Bu sebepten sağlığımız ve vücut verimliliği için kaybolan su miktarı devamlı yenilenmelidir. Günlük olarak ne kadar sıvıya ihtiyacımız olduğunu gün içinde yaptığımız fiziksel hareketler belirler. Fiziksel olarak daha aktif olan kişiler daha fazla sıvı ihtiyacı duyar.


Günlük sıvı ihtiyacını nerelerden karşılarız?


Su, vücudun sıvı ihtiyacını sağlayan tek sıvı değildir. Ulusal Bilim Akademileri Tıp Enstitüsü şu bilgileri paylaşmaktadır:


• Günlük sıvı ihtiyacımızın %80'ini su ve içeceklerden karşılarız; %20'si ise çeşitli gıdalardan gelmektedir.


• Günlük olarak ne kadar sıvıya ihtiyacımız olduğunu genelde susuzluğumuzu dinleyerek karar veririz.


• Genel olarak susuzluğumuzu su içerek karşılarız, fakat aynı zamanda insanlar meyve suları, süt, kahve, çay, alkolsüz içecekler, meyve, sebze ve çok çeşitli gıda ve içeceklerden de sıvı alırlar.



MISIR ŞURUBU İLE İLGİLİ PROF.DR.AZİZ EKŞİ ' nin YAZISI


KAFAYI KARIŞTIRAN ŞEKER TARTIŞMALARI


Prof. Dr. AZİZ EKŞİ


Ankara Üniversitesi


Gıda Müh. Bölümü


Tartışma konusu bu kez şeker. Gıdadaki bir kalıntı ve bulaşı değil. Organizmanın


yüzyıllardan beri tanıdığı doğal bir gıda bileşeni. Tartışmayı başlatan ise; "nişasta bazlı


fruktozca zengin şekerin diyabet ve pankreas kanserine neden olduğu" iddiasıdır. İddianın


geçerli kanıtlara dayandığı kuşkuludur ama insanların kafası karışıktır.


Şeker denilince daha çok "çay şekeri" veya "beyaz şeker" anlaşılmaktadır. Bunun nedeni çok


yaygın kullanılmasıdır. Kimyasal adı "sakkaroz" dur ve Türkiye'de şeker pancarından elde


edildiği için "pancar şekeri" diye de adlandırılmaktadır. Pancar şekeri ya da sakkaroz, daha


şük moleküllü iki farklı şekerden (glukoz + fruktoz sakkaroz + su) oluşmaktadır.


Yiyecek ve içeceklerdeki sakaroz sindirim öncesi bu iki şekere ayrışmaktadır.


Marketlerde satılmayan ama birçok gıdanın üretiminde tek başına veya sakarozla birlikte


kullanılan bir şeker daha vardır. Buna, mısırdan elde edildiği için "mısır şekeri", koyu


kıvamlı olduğu için de "mısır şurubu" veya "yüksek fruktozlu mısır şurubu" ya da kısaca


"fruktoz şurubu" da denilmektedir. Adından dolayı bu şekerin veya şurubun yalnızca


fruktozdan oluştuğu sanılmaktadır. Kafa karışıklığına yol açan birinci yanılgı budur.


Oysa pancar şekeri gibi mısır şekeri de esas olarak glukoz ve fruktoz (glukoz + fruktoz)


karışımından oluşmaktadır. Ancak, glukoz ve fruktoz pancar şekerinde bileşik iken mısır


şurubunda ayrışıktır. Fruktoz/glukoz oranı her iki şekerde de yaklaşık aynıdır. Pancar


şekerinde 50/50 olan bu oran mısır şekerinde, tipine bağlı olarak ya 44/56 ya da 57/43 'tür.


Baldaki fruktoz/glukoz oranı ise yaklaşık 54/46'dır.


Meyvelerde de fruktoz ve glukoz doğal olarak birlikte bulunmaktadır. Örneğin fruktoz/glukoz


yüzdesi muzda yaklaşık 5/5, üzümde 8/7, elmada 6/3, şeftalide 2/2, kayısıda 5/12'dir.


İddialardan birisi; "fruktozun insan organizmasına yabancı bir madde" olduğudur. Bu


gerçeğe aykırı bir görüştür. Çünkü başlangıçtan bu yana meyve tükettiği bilinen


insanoğlunun, adını bilmese bile fruktoza yabancı olması şünülemez.


Tartışılan iddialardan ikincisi; "yüksek fruktozlu nişasta şekerinin insülin salgısını


uyarmadığı ve bu nedenle diyabet ya da şeker hastalığına yol açtığı"dır. Bu iddianın en


azından fruktoz ve glukozun birlikte bulunduğu gıdalar için geçerli olmadığı bilinmektedir.


Çünkü konunun uzmanlarına göre ortamda bir miktar glukoz bulunması, insülin salgısının


uyarılması için yeterlidir. Ve çoğu gıda, fruktozu ve glukozu doğal olarak birlikte


içermektedir. Bu olgu, pancar ve mısır şekeri için de geçerlidir. Kafa karışıklığına yol açan


yanılgılardan biri budur.


Üçüncü iddia; "fruktozun şişmanlık ya da obezite etkeni olduğu"dur. Şişmanlığın esas


olarak gıdadan alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki farktan kaynaklandığını artık


bilmeyen yoktur. .Başka bir deyişle şişmanlığın başlıca iki nedeni, aşırı gıda tüketimi ile


fiziksel aktivite yetersizliğidir. Bu anlamda enerjinin hangi gıdadan alındığı o kadar önemli


değildir.


Kafayı karıştıran başka bir neden de bu gerçeğin göz ardı edilmesidir.


Kaldı ki şekerlerin enerji değeri aynıdır. Her şekerin 1 gramı 4.1 kcal vermektedir. Sakkaroz


ne kadar enerji sağlıyorsa, aynı ağırlıktaki fruktoz, glukoz veya laktoz da aynı enerjiyi


sağlamaktadır. Öyle ise, fruktoz şişmanlatıyorsa aynı tüketim düzeyinde sakkaroz da


şişmanlatıyor demektir. Veya fruktoz şurubu obeziteye yol açıyorsa, aynı tüketim düzeyinde


pancar şekeri de obeziteye yol açıyor demektir. Obezite fruktoza bağlı olsaydı, ABD'nde


fruktoz şurubu tüketimi azalırken obezite artmazdı!..


Ölçülü alındığında diğer gıdalar gibi şekerlerin de obeziteye yol açmadığı bilinmektedir.


Şeker için ölçü ise, WHO'ya göre alınan katkı şekerin günlük enerjideki payının yüzde 10


dolayında olmasıdır.


Dördüncü iddia; "fruktoz ile pankreas kanseri arasında ilişki bulunduğu"dur. Yalnız


fruktozun değil, sakaroz, glukoz ve laktozun da pankreas kanseri ile olası ilişkisi konusundaki


araştırmalar birbiri ile çelişkilidir. Esasen doğrudan bir ilişki zaten söz konusu olmamalıdır.


Çünkü şekerler; ne fruktoz, glukoz, sakkaroz ve ne de mısır ve pancar şekeri; uzman kuruluşa


(IACR) göre "kanserojen" değildir. Ayrıca konu uzmanları; pankreas kanserine yakalanma


riskini artıran başlıca faktörlerin obezite ve diyabet olduğunu özellikle vurgulamaktadır.


Dolayısı ile kaçınılması gereken obezite ve diyabettir. Daha doğrusu bunlara yol açan


faktörlerin tümüdür.


Öte yandan FDA, fruktoz ve diğer şekerleri "güvenli gıda bileşeni" olarak tanımlanmaktadır.


Bunun gibi EFSA'nın da şekerlere ilişkin herhangi bir uyarıcı veya kısıtlayıcı düzenlemesi


yoktur. Yalnızca yapay tatlandırıcıların gıdaya katılacak miktarı sınırlıdır. Pancar şekeri veya


mısır şekeri, hiç bir ülkede sağlık açısından yasaklı değildir. Farklı şekerlerin pazar payını


belirleyen kotalar gıda güvenliği ile ilgili değildir. Kotanın amacı "tüketicilerin başka bir


şekerin zararından korunması" değil, çiftçilerin ekonomik açıdan korunmasıdır. Kafa


karışıklığının bir başka nedeni de bu gerçeğin yeterince bilinmemesidir.


Kota olsa da; pancar şekeri, mısır şekeri ve yapay tatlandırıcılar arasında bir rekabet vardır ve


her kesimin bu rekabette kendine göre bir konum alması doğaldır. Doğal olmayan, rekabetin


mesnetsiz sağlık iddiaları üzerinden yürütülmesidir. Yok yere insanların kafasının


karıştırılmasıdır. Kuşku ve paniğe yol açılmasıdır. Yapay tatlandırıcıların değil de fruktoz ve


sakarozun tartışılmasıdır.


Bu tartışmanın önceliği insan sağlığının korunması değildir. Zaten fruktoz, sakkaroz ve diğer


şekerlerle ilgili iddiaları, bilimsel araştırmalar doğrulamadığı gibi WHO, EFSA, FDA gibi


uzman kuruluşlar da doğrulamıyor. Hiç bir ülkede, fruktoz veya sakaroz için sağlık açısından


bir yasak bulunmuyor.


Deyiş doğrudur; "iyi veya kötü gıda yoktur". Gıdayı iyi veya kötü yapan "ne kadar


tüketildiğidir". Bu nedenle, öteki veya beriki şekerden kuşku duymaya da gerek yoktur. Yeter


ki gereği kadar tüketilsin…


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


IACR: Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı


EFSA: Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi


WHO: BM Dünya Sağlık Örgütü


FDA: Gıda ve İlaç Yönetimi (ABD)



MEYVE SUYU İLE İLGİLİ MERAK ETTİĞİNİZ HER SORUYA BİR CEVAP BULACAKSINIZ...

Uzman kadromuz meyve suyu ile ilgili tüm sorularınıza yanıt veriyor. Sizde web sitemizin  'Merak ettikleriniz' menüsünü inceleyebilir sorularınızı 'ziyaretçi defterimiz ' e gönderebilirsiniz... 



PLAZAMOOD MEYVE SUYU






PLAZAMOOD ile meyveler cam şişeye girdi artık daha fresh,


artık daha lezzetli yok bundan iyisi...



PLAZA İHRACAT MÜDÜRÜ KENAN CANER ' in DRİNK DERGİSİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ



9-12 Aralık 2010 4. İstanbul Gıda ve İçecek ürünleri Fuarı

4.istanbul gıda ve içecek fuarında herkesi standımıza davet ediyoruz...



23-26 Eylül Gıda 2010 18.uluslararası Gıda Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı

Plaza yeni ürünleriyle istanbul Gıda fuarında tüketicisiyle buluştu.



PLAZA, PLAZAMOOD



PLAZA Meyve Konsantreleri Limon sosları ve yeni ürünleri ile

Plaza Meyve Konsantreleri Limon Sosları, Nar Ekşisi Sosları ve yeni ürünleri ile Dünya markası olma yolunda ilerlemektedir. PLAZA Bir çok ürün gami ile her tarafa hizmet vermektedir.


LİMON SOSU


NAR EKŞİSİ


MEYVE KOSANTRESİ


 



PLAZA Meyve konsantreleri

PLAZA Meyve konsantreleri bir cok zincir mağazalarda bulunulabilmektedir.



05-08 KASIM 2008 CNR EXPO İstanbul Gıda fuarı

05-08 KASIM 2008 CNR EXPO  İstanbul Gıda fuarı da  PLAZA Meyve Konsantreleri stant açmış gerek yurt içi ve gerekse yurt dışı müşterileri ile sıcak bir buluşma sağlamıştır.



 
 
 
 
Bu web sitesi filnet tarafından site kur 6.0 ile hazırlanmıştır.
Her hakkı saklıdır. 2006©